ERKEK OLMAK BAŞKA ŞEYDİR !

Burada sizlere erkekler hakkında gözlemlerimi anlatmaya çalışacağım. İnsan türünün bu cinsi bütün toplumlarda kadınlara nazaran daha güçlü ve akıllı olduğu kanaatı yaygındır. Tabi akıl ve güç kavramlarının kıstasları neler olduğu tartışmaya açıktır.

Konuya çevremizde anlatılan bir hikayeyle girmek istiyorum: Mahallenin Kimsesiz Fadime halası dul ve yaşlıdır. Bir evi ve bağı vardır. Bağından elde ettiği yiyeceklerle hayatını idame ettirir ve odunlarla kışı geçirir. Başkacada bir geliri yoktur. Bir gün muhtara giderek artık yaşlandığını, bağdan hazırladığı odunları getiremediğini, bunun için mahallelinin kendine bir eşek almasını ister. Muhtar da durumunu bildiği için ona bir eşek almayı vadeder. Bir müddet sonra muhtar Fadime halayı ziyaret eder ve şöyle der.

- Bak Fadime hala! Bir hayır sahibi sana eşek almayı kabul etti. Fakat bizim düşüncemize göre eşek senin sorununu çözmeyecek. Gittikçe yaşlanıyorsun. İleride odunları kesmek, eşeğe yüklemek de senin için sorun olacak. Ahırın yok, bir de ahır yapmak gerekecek. Biz düşündük ki sana bir koca bulup evlendirsek, evinin bir köşesinde yatar, hem sana can yoldaşı olur, hemde eşeğin yapamayacağı işleride yapar. Örneğin: bağından meyvelerini toplar, odunlarını keser, evine getirir, çarşıda, pazardaki işlerini de görür. Kazanabildiği kadar para da getirir. Birazda sana zahmeti olursa da ona da katlanırsın.

Yaşlı kadın şaşkınlık içinde
- Beni kim alır ki?
- Fikrimiz aklına yattıysa orasını, biz hallederiz.
Fikir kadının hoşuna gider ki eşek yerine koca almayı tercih eder.
- Sen bilirsin muhtar.
der ve gider. Muhtar da sözünü tutar ve ona uygun bir koca bulur.

Doğuştan ruh hastası olanları saymazsak, normalde güçlü ve akıllı kabul edilen erkekler yönlendirmeye ve çalıştırılmaya yatkın varlıklardır. Toplum onları şavaşta vatanı korumak veya bu uğurda ölmek, barışta hizmet etmek için şartlandırır. Korkak olamazlar, çünkü erkektirler. Güçlü olmak zorundalar, çünkü erkektirler. Akıllı olmak zorundadırlar, çünkü erkektirler. Cesur olmak zorundadırlar, çünkü erkektirler. Kısaca dünyanın bütün cefalarına katlanmak zorundadırlar ve şikayet etmek gibi bir lüksleri yortur.

Aile içinde özel statüleri vardır. Daima kurunurlar. Dışarıda ise yaptıkları her hatada ağır bir şekilde horlanırlar. Hürriyetlerine düşkündürler ama bir türlü hür yaşamayı beceremezler. Doğduklarında çok zayıf olduklarından annelerinin diktası altında büyürler. Biraz büyüp güçlendiklerinde istediklerini yapmaya kalkıştıklarında annenin fiziksel gücü karşısında geri adım atmak zorunda kalırlar. Daha büyüyüp güçlenince annenin fiziksel gücü yetmemeye başladığında pisikolojik baskı yöntemleri devreye girer. Annesinin istemediği şekilde davrandığında anne ağlar veya sütlerini haram ederek onu istediği çizgiye getirir. Annesinin istediği şekilde olmak zorundadır. Sanki boğazına bir kement atılmış ucu da annesinin elindedir. Hürriyetini ilan etmek istediği an ipin ucu çekilir. Boğulmamak için itaat etmeyi tercih eder. Bir zaman gelir ki artık ne annesini ne de toplumu umursamamaya başlar. İşte o zaman anne oğlunu tek kementle zaptedemeyeceğini anlar ve bir yardımcı arar. Bunun yolu da evlendirmekten geçer. Toplumu da arkasına alan anne onu evlenmeye ikna etmek için elinden geleni yapar. O da evlenmemek için elinden geleni yapar. Fakat bu arada aptalca yaptığı bir şey olur. Kızlarla gezer. Birlikte gezdiği kızlarda onu yakın takibe alırlar. Bir kaçmaca ve kovalamaca başlar. Ancak o bu işte yalnızdır. Annesinin ise arkasında koskoca bir toplum vardır. Sonunda zayıf bir anında onu bir köşeye sıkıştırırlar veya hayatının en büyük hatasını yaparak aşık olur ve evlenmeye ikna ederler. Bir kere evlendimi iş tamam demektir. Altından kaçamayacağı bir yükün altına girmiş ve ikinci bir kement de boynuna geçmiş demektir. Tabi onun da ucu eşinin elindedir. Annesinin istediği gibi olmadımı annesi önce ağlar olmazsa küser, eşinin istediği gibi olmadımı eşi ağlar veya küser. Bu küsmelere ve ağlamalara hiç dayanamazlar ve son derce etkilenirler. İkisinin arasında bocalarken daha çok çalışıp evinin ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Sorumsuz yaşama dönemine elveda etmiştir. Artık nerde akşam orda sabah, arkadaşlarla sabahlara kadar eğlenmeler, eve istediği saatte gelip, istediği saatte gitmeler birer hayal olmuştur. Bir de arkasından çocuklar oldumu sorumluluğu bir kat daha artmıştır. Artık tamamen dibe vurmuştur. Sabah işe gider, akşam eve gelir ve belli saate yatar uyur. Hayatı böylece devam eder gider. İşinde, çalışırken çektiği sıkıntılardan şikayet etmesini bilmez. Yaptığı iş ne kadar ağır ve zor olursa olsun söylemek ihtiyacı hissetmez. Eşi günün nasıl geçtiğini sorsa bile kısa çevaplarla geçiştirir. İçine kapanıktır ve sorunlarını başkalarıyla paylaşmayı pek sevmez. Akşamları eve geldiklerinde geçirdikleri günün muhasebesini kendi içlerinde yaptıklarından, suskundurlar ve çok konuşmayı sevmezler. Çektikleri sıkıntıları, uğradıkları haksızlıkları dışa vurmadıklarından evliliğin yürümemesi durumunda boşanma davası açıldığında erkekler potansiyel suçlu olarak kabul edilirler ve dava aleylerinine sonuçlanır. Boşansa bile toplumun ona görev olarak yüklediği eşine bakmak yükümlülüğünü nafaka ödeyerek yerine getirmek zorundadır. Ödemediği takdirde icra yoluyla kendinden zorla alınır ve karısına verilir. Yani bir kere evledikten sonra karısından kurtulma imkan ve ihtimali yoktur.